HZ. MEVLANA VE MEVLEVİ DERGÂHI Konya Müzeler Müdürü Sayın Yusuf BENLİ’nin konuşmacı olarak katıldığı “Hz. Mevlana ve Mevlevi Dergâhı” adlı konferans 05.12.2015 tarihinde KONEV vakfında ger&cced
MEVLANA VE MEVLEVİ DERGÂHI Konya Müzeler Müdürü Sayın Yusuf BENLİ’nin konuşmacı olarak katıldığı “Hz.
Mevlana ve Mevlevi Dergâhı” adlı konferans 05.12.2015 tarihinde KONEV vakfında gerçekleşti.
Konferansa KONEV Yönetim Kurulu Başkanı Vali Sayın Hakkı TEKE, Konyalı hemşerilerimiz ile öğrenciler yoğun katılım ve ilgi gösterdi.
Yusuf Benli konuşmasına Şeb-i Arus’un yaklaşmasıyla, kavuşma günü için şu an Hz.
Mevlana’nın türbesinde özel düzenlemeler gerçekleştiğini ve yoğun bir çalışma içinde olduklarını söyleyerek başladı.
Dergâhı anlatırken Konya’nın kendine has bir kültürel mirası bağrında taşıdığını anlatan Sayın BENLİ Çatalhöyük yerleşim yerinin, dünya üzerinde ilk tarım, hayvancılık, maden ve sosyal hareketlilik olduğunu milattan önceki süreçten bu güne kadar gelişen zamanda önemli bir kültür merkezi olduğunu vurguladı.
İslam tarihinde Türklerin Anadolu’ya doğru başlayan akınlar sonucu Malazgirt’le beraber Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması ve Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle yeni bir ufkun açıldığını ardından gelişen süreçte 2.
Kılıçaslan’ın Konya’yı kendine mesken edinmesi ve burayı payitaht (Başkent) ilan etmesiyle sonuçlandığını aktarmıştır.
Sayın BENLİ, o dönemlerde Bağdat’a doğru yola çıkan, Mekke ve Medine’de bir süre kalmasının ardından Erzincan’a gelen ve ardından da II.
Kılıçaslan’ın davetiyle Konya’ya gelen Hz.
Mevlana Konya’ya ilk ayak bastığı günden bugüne, 750 sene kendinden bahsettiren bir zat olarak tarihe geçtiğini; 40’lı yaşlarında Karatay Medresesi’nde dersler vermeye başlayan Hz.
Mevlana’nın, çevresinde büyük bir sevgi ve saygı gördüğü, fikirlerinin dünyaya yayıldığını aktarmıştır.
Bugünkü Hz.
Mevlana türbesi 1920’li yıllara kadar dergâh, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla müzeye dönüşmüş olduğunu anlatan BENLİ, 1970’li yıllarda dergâhın içerisinde bulunan evler yıkılarak gül bahçesi haline getirildiğini söylemiştir.
Dergâhın 4 giriş kapısı bulunmakta bunların isimleri Dervişan kapısı, Çelebiyan Kapısı, Hamuşan kapısı ve Pir kapısı olduğunu aktaran Sayın BENLİ kapılarla ilgili şu bilgileri vermiştir.
Dervişân Kapısı: Dergâhın batısında yer alır.
Basık kemeri ve kapının iki yanında yer alan söveleri mermerdendir.
Kapı ahşaptan olup çift kanatlıdır.
Kapı kanatlarının üzerlerinde, iki adet bronzdan yapılmış kapı tokmağı yer almaktadır.
Kapıya ana giriş kapısı olması yanında, dervişlerinde girip çıktıkları kapı olduğu için Dervişân Kapısı denilmiştir.
Kapının üzerinde kurşunla kaplanılmış bir saçak yer almaktadır.
Saçakla kapının mermerden yapılmış basık kemerinin arasında, 1926 yılma kadar Derviş Hücrelerinin H.992-M.1584 tarihli yapılış kitabesi yer almakta imiş.
Müze envanterinin 980 numarasında kayıtlı olan bu kitabe, halen Hâmûşân kapısının önündeki "Kitabeler Bölümünde “sergilenmektedir.
Kapıdan sonra iki kubbeli geçiş mekânına, oradan da ön bahçeye girilmektedir.
Çelebiyân Kapısı: 5 Ocak 1231 tarihinde vefat eden Sültânü'l-Ûlema Bahaeddin Veledin ölümünden, hele 17 Aralık 1273 tarihinde vefat eden Mevlâna'nın, "Sultanların Gül Bahçesi diye bilinen yere defninden sonra bu yer, yavaş yavaş Mevlevilerin ve Mevlânâ'nın soyundan gelenlerin defnedildiği bir mezarlık haline dönüşmeye, bir yandan da yeni yeni yapılan binalar ve ilavelerle, Dergâh büyümeye başlamıştır.
Bu gelişme, çevreyi de cazip hale getirmiştir.
Özellikle XV7. y.y.'dan itibaren, Mevlânâ'nın soyundan gelenlerin ev ve konakları bu çevrede yer almaya başlamıştır.
Dergâhın güneybatısına yapılan Türbe Hamamı, Derviş Hücrelerine bitişik yapılan Sultan Veled Medresesi, Dergâhın çevresine adeta bir küçük şehir görünümü kazandırmış ve türbe önü diye şöhret bulmuştur.
Buna bağlı olarak, Dergâhın kuzeyinde sokaklar ve mahalleler oluşmuştur.
Bu mahallelere de Çelebi Sokağı, Çelebi Mahallesi gibi isimler verilmiştir.
Çelebi Mahallesinden Dergâha gelmek isteyenler, evlerinden tarafta olduğu için doğal olarak Dergâhın kuzey-batı yönünde yer alan bu kapısını tercih etmişlerdir.
İşte bu nedenle bu kapıya, Çelebiyân Kapısı ismi verilmiştir.
Pir Kapısı: Dergâhın kuzey-doğu köşesinde yer alır.
Basık kemeri ve kapı söveleri mermerdendir.
Hâmûşân Kapısı: Mevleviler, mezarlıklara aslı Farsça bir kelime olan Hâmûş'dan gelen susanlar yurdu ve susmuşlar anlamına gelen Hâmûşâne veya Hâmûşan derlerdi.
Geçmişte bu kapı, kapının hemen önünden başlayan üçler mezarlığına açıldığı için, "Hâmûşân Kapısı" denilmiş olmalıdır.
Kapının üzerinde II.Abdülhamid'in mermer üzerine işlenmiş tuğrası yer almaktadır.
Dergahın diğer bölümleriyle ilgili de bilgiler veren Sayın BENLİ her bir bölüm ile ilgili açıklamalarda bulunmuştur.
Tilâvet Odası Tilâvet Arapça bir kelime olup Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamına gelir.
Geçmişte bu oda da Kur'an-ı Kerim okunulduğu için buraya tilâvet odası denmiştir.
Halen Hat Dairesi olarak kullanılmaktadır.
Semâhâne Semâhâne bölümü, mescid bölümü ile birlikte XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Semâhâne'de semâ, 1926 yılında dergâh müze oluncaya kadar devam etmiştir.
Semâhâne'de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturdukları mutrib hücresi ile erkekler ve hanımlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken, Semâhâne'nin uygun duvarlarında tarihi halılar ve yine vitrinler içerisinde madeni ve ahşap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir.
Mescid Mescide çerağ kapısından girilir.
Ayrıca mezarların bulunduğu huzûr- pîr ve semâhâne bölümlerinden de birer küçük kapı ile geçişler vardır.
Bu bölümde müezzin mahfili ve mesnevîhân kürsüsü orijinal halleriyle muhafaza edilmektedir.
Mescidin güney duvarı üzerinde çok değerli halı ve ahşap kapı numuneleri sergilenirken, Mescid içerisine serpiştirilen 10 adet vitrinde de çok değerli cilt, hat ve tezhip numuneleri sergilenmektedir.
Huzûr-ı Pîr (Türbe) Türbe salonuna Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa'nın 1599 yılında yaptırdığı gümüş kapıdan girilir.
Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna'nın meşhur eserlerinden Mesnevi'nin, Divân-ı Kebir'in en eski nüshaları sergilenmektedir.
Türbe salonunu üç küçük kubbe örter.
Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yeşil kubbeye kuzey yönünden bitişiktir.
Türbe salonu doğuda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir.
Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukaları yer almaktadır.
Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han için yapılmış nisan tası sergilenmektedir.Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna'nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklaması açısından mühimdir.
Türbe salonunu doğuda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna ve babası Bahaeddin Veled'in soyundan gelme, 10'u hanımlara ait olmak üzere 55 adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Şeyh Kerimüddin gibi Mevlevîlikte makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadır.
Hanımlara ait mezarların üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamıştır.
Yeşil kubbenin tam altında Mevlâna'nın ve oğlu Sultan Veled'in mezarları yer almaktadır.
Mezarların üzerindeki iki bombeli mermer sandukayı 1565 yılında Kanunî Sultan Süleyman yaptırmıştır.
Sandukaların üzerinde yer alan altın sırma tellerle işlenilmiş Pûşîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafından 1894 yılında yaptırılmıştır.
Halen Mevlâna'nın babası Bahaeddin Veled'in mezarı üzerinde bulunan ve bazı kişilerin "oğlu gelince babası ayağa kalkmış" dedikleri ahşap sanduka ise, bir Selçuklu şaheseri olup, 1274 yılında Mevlâna için yaptırılmıştır.
Kanunî, Mevlana ve oğlu Sultan Veled'in mezarları üzerine 1565 yılında yeni bir mermer sanduka yaptırınca, ahşap sanduka buradan kaldırılmış ve sandukası olmayan Mevlâna'nın babasının mezarının üzerine konulmuştur.
Konuşmaları sırasında Hz.
Mevlana ve Hz.
Mevlana Müzesi hakkında birçok konuda bilgi veren Sayın Yusuf BENLİ, Mevlana dergahının önemini ve dergahta yer alan her bir nesnenin manasını katılımcılara yansıtmış ve farkındalığı arttırmıştır. 05.12.2015 Cemre Şeyma KAPU / GENÇ KONEV