Charles Darwin’in insanoğlunun maymundan geldiğine dair bir evrim teorisi var günümüzde geçerliliğini yitirmiş ve inandırıcılığı olmayan bir düşüncedir.
Kabul insanoğlu bedenen evrim geçirmemiş ve geçirmiyor ama ruhu her geçen senede evrilmeye devam ediyor.
Öyleki bedenimiz maymundan gelmese insan bedeninde gelip insan bedeninde üremeye devam etsek de ruhumuz için aynısını söylemek zor.
Eğer ruhumuz evrilmeseydi her yeni gelen nesilden sonra bizim zamanımız daha güzeldi denmezdi.
Gidişatın her seferinde daha kötüye gittiğini bu cümlenin büyüyen ve hayatı fark eden her yaştan insanın söyleyebilmesinden anlayabiliyoruz.
Misal seksen yaşına gelmiş hayatının yarısından fazlasını tüketmiş belki son zamanlarını yaşayan bir yaşlı ile yeni yetme yirmilerinin başında hayata yeni atılan gençlerin de bu cümleyi kurması durumu özetler niteliğinde bulunuyor.
Anlaşılan hayat şartlarımız iyi anlamda gelişirken, güzelleşirken ruhumuz gelişmek yerine köreliyor.
Gelişen teknolojiye hayat şartlarının kolaylaşıp iyileşmesine rağmen hala eskileri özleyebiliyorsak, o günleri arıyorsak aynı kaldığımızı söylemek zor.
Kim kolaylaşan hayata rağmen zorluklarla dolu hatta kıt kanaat geçinilen zamanları özler ki ? Belki de özlemi duyulan o zamanlar değildir insanların iyiliğidir.
İnsanlık olarak her geçen gün daha da ruhani bir şekilde köreliyoruz.
Körelme sebeplerimizse üç aşağı beş yukarı aynı sebepler.
Hayatlarımız, gerekçelerimiz, yaşadıklarımız birbirinden farklı olmasına rağmen hepimizin amacı bir yerde aynı; bizi körelten, insanlığımızdan uzaklaştıran şey bencilliğimiz.
Kabul etmiyoruz bahaneler bulup bencilliğimize ,her koşulda ben dememize kılıflar uyduruyoruz ama işin özü bencilleştik.
Bencilleştikçe ruhumuzu kaybettik ve farkında olmadık.
Öyleki bencilliklerimizi hayatın bir parçası sandık.
Örneğin bir başkasının kaybetmesi bizim kazanmamıza neden olacaksa onun kaybetmesini dileyip kaybedince de sevinmeden edemedik.
Oysa hayat paradan, kazanmaktan, hırslarımızdan daha fazlasını barındırıyor ve gerçekliğiyse sadece iki olay; doğmak ve ölmekten ibaret hayatın temel ve değişmez iki gerçeği.
Ama unutuyoruz ve bu iki gerçeklik dışındaki her şeyi merkezimiz yapıp kalıcı olacağına inanıyoruz.
Bu yüzden kazanmanın peşinden gidip savrulup duruyoruz.
Kabul hayat ölümü düşünmemiz için akmıyor, devam etmiyor ama bunu arada hatırlasak şuan hissettiğimiz gibi hissetmeyiz.
Nasıl mı hissediyoruz kalabalıklar içinde yalnız, hedeflerine ulaşsa bile tatminsiz ,doyumsuz ve mutsuz hissediyoruz.
Bunun sebebiyse kalbimizi, ruhumuzu doyurmak tatmin etmek yerine; sevgiyle, merhametle, iyi niyetle hareket etmek yerine başarıya giden her yolu mübah görüp ona göre hareket etmemizden kaynaklıyor.
Oysa biz bu hayattan göçüp gittiğimiz anda kalmayacak olan bu başarıların peşinden kırarak, yıkarak gitmemiz ne kadar mantıklı olabilir ki ? Gün gelip insanoğlu ruhunu tekrar iyiliğe yönlendirirse eğer günümüzde olmaktan zevk duyacağımız, geçmişi sadece güzel hatırlayıp hayatımıza neşeyle bakacağız.
Ve en önemlisi bunu yapabilirsek eğer bu dünyadan gittiğimiz zaman bile burada yaşamaya devam eden insanların kalbinde yaşamaya, anılmaya devam edeceğiz.
İyiliğimizi, ruhumuzu tekrar güzel bir şekilde evrimleştirmeye başladığımız zaman bir nevi ölümsüzlüğü de bulmuş olacağız.
Nefes alan kalplerde yaşamaya devam edip ismimiz anıldıkça bizde yaşamaya devam edeceğiz.
İnsanlık olarak sen demeyi öğrenmemiz dileğiyle…
