Bilmek nedir? En büyük bilgi insanın kendisini bilmesidir.
Çünkü insan kendini bilir ve tanırsa bazı sırlara vakıf olabilir.
Bu sırlar kendisinin Rabbinden bir delil olduğunu ;evrene, var olmaya ve insanın kendisine yönelen birçok probleme karşı verdiği dönütleri içermektedir.
Bilgiye sahip olmak için nasıl bir arayışa giriyorsak kendimizi tanımak içinde aynısını yapmak durumundayız; kendisini tanıyan ancak kendisi hakkında malumata erer.
Kendi dünyamıza yolculuğa çıkıp madden ve manen atacağımız her adım Yaratıcının varlığını daha kuvvetli hissetmemize aracı olur.
Bunu şöyle düşünebiliriz: Güçlü bir mıknatıs vardır ve biz de mıknatıstan etkilenen (mıknatıslanabilen) bir madde olalım fakat aramızda bulunan kalın duvarlar bu manyetik alanı azaltsın.
Vaziyet bu şekilde hal alır ve duvarlara "aklın ve kalbin duvarları" dersek aklın duvarları cehaleti yenerek ve Allah rızası amacını güderek, çok çalışmakla aşılabilirken ; kalbin duvarları çok tesirli olup kolay kolay aşılamamaktadır.
İnançlı bir kimse inandığı şeyin kendisine ne dediğini anlamaya çalışır mesela inançlı Müslüman Kur'an bana ne diyor diye düşünür işte kalplerdeki duvarları yıkabilmekte anlamak ve anlamaya çalışmak sanatıyla mümkün kılınır.
Peki neyi anlamaya çalışacağız? Neyi okuyacağız? Bu sorunun cevabı ise basit olmakla beraber aslında hepimizin bildiği bir şeydir.
Sevgiyi anlamaya çalışacağız ve sevgiyi okuyacağız.
Ancak o zaman duvarlar kalkar ve hareket edebiliriz.
İşte o zaman bilmemiz mana denizinde bir damla olarak yerini alır. & Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye dek? Sen bensin işte, ben senim işte... & Der Hz.
Mevlana... nedendir bu kin kavga ? nedendir bu yol vuruculuk? Sen bensin bende senim ne farkımız var? Beni kendinden üstün gören şey nedir? Üstünlük ancak takva ile değil miydi? Hepimiz Hakk’ın birer delili ve aynı özden yarattığı varlıklar değil miyiz? Kendimizi tanıyıp anlamadıktan sonra başkalarını nasıl anlamaya çalışabilir, nasıl insanlık onurunu kurtarabiliriz? Bu soruların cevabı ve Peygamber efendimiz(s. a. v) ile başlayan insanlık onuru mücadelesi ; bir çok alim, bilgin yani Peygamberin manevi mirasçıları aracılığıyla verilmiştir.
Bu miras bizim yaşadığımız iklimin deryası ve tüm insanlığa hitabıyla bir insanlık abidesi olan Mevlana Celaleddin-i Rumi ile devam etmiş ve sözleriyle Japonya'dan İspanya'ya kadar tüm insanlık aleminin kalbini İslam’a ısındırmaktadır. neyi okuyacağız neyi anlayacağız sorularının cevabı "sevgidir" demiştik.
Neyi seveceğimizin sıralı bir listesi yoktur fakat en bariz tanımını şöyle yapabiliriz: “ Allah yarattı diye sevmek ” tüm sevginin en genel ve kapsamlı tanımı bu olsa gerek… & Yahu kardeşim elin gavurunun nesini seveceğim? Onlar bizim atalarımızı , ecdadımızı öldürdü, memleketi sömürgeleştirdi.
Evet doğru peki bizim sevgi anlayışımız onlar bu işleri yapınca mı var oluyor veya yok oluyor? Elbette hayır, sevgiyi bu şekilde daraltıp, anlamını yok etmeye hakkımız yoktur zaten Çanakkale’de ecdat bunu düşman bile olsa yardım ederek göstermiştir bu Allah için ,insanı da Allah yarattığı için; Allaha karşı sevgisinden ve şüphesiz O’nun yarattığı her şeye sevgisinden ileri gelmektedir.
Burada çarpışan düşünceler ;sevgi veya sevgisizlikten çok "Allah sevgisiyle yapılan şey" olarak düşünmek gerekir.
Geri kalan sevgiler gerçek midir? & Konuya bağlı olarak vatanı sevmek mevzusunu açarsak ki bu da şüphesiz ancak “Allah rızası “için yapılacak bir şeydir ,onlar memleketi işgal etmeye geldiği zaman vatan sevgimiz ne kadar da perçinlenmişti , sen ben kalmamıştı hatırlayalım ve vatanı sevmenin aslında temelindeki sevgiye bakarsak nedenini de anlamış oluruz.
Şöyle bir örnek verelim : Sevgi bir balonun içine konulmuş su olsun, balonun neresine baskı yaparsanız zıt tarafındaki iç basınç artacaktır fakat içindeki su miktarı hiç değişmeyecektir.
Tabi balonun patlaması insanın ölümüdür(ya da vuslatı), öldükten sonra sevgi gibi duyguların devamı hakkında malumatımız nedir ona vakıf değiliz… Fakat şu bir kesin ki Yaradan sevgisi daima insanın içinde vardır.
İnsanın ne için sevdiği gerçek sevgiyi tanımlar.
Eğer bir şeyi “Allah için sevebiliyorsak gerçekten sevmişizdir, anlık veya geçici şeyler ise insanı hataya sürüklemektedir.
Son olarak şunu ekleyebiliriz ki “bilmek” kendini bilmekle başlar ve gelişip “Allah için sevmekle” devam eder.
Kendini bilen, tanıyan başkasını tanımaya , anlamaya çalışır ve Allah için sever, şu sözü diyen ne güzel demiş: Bizim aradıklarımızı sizde arayın ki sırra eresiniz… Kendimizi arayalım, Allah sevgisini farkedelim…hakikate ve kurtuluşa bu yolla erişebiliriz .
V.Mert Güngör
