Herhalde dopamin kelimesini duymayan yoktur.
Dopamin denilince insanların aklına ilk gelen kelimelerden birisi mutluluktur.
Peki dopamini bilimsel açıdan duymaya ne dersiniz? Gerçekten mutlu olmakla ilişkisi var mı? Daha doğrusu dopamin nedir? Vikingler için bir tapınak noktası ve mistik İskandinav kültürünü yansıtan bir şehir vardır; Uppsala.
İşte İsveç sınırlarında bulunan bu kentte dünyaya gelen bir bilim insanı olan Arvid Carlsson, Lund’da bulunan bir laboratuvarda çalışma yaparken bir şey keşfetmiştir.
Keşfettiği bu şey ona 2000 yılında Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülünü almasını sağlamıştır.
Katekolaminler olarak adlandırılan üç adet haberci vardır.
Nöradrenalin, adrenalin ve bir diğeri dopamindir.
Dopamin bir nörotransmitter olup görevi sinir hücreleri arasında iletimi sağlamaktır. “İletim” kelimesi basit gibi gözükse de aslında bizim hayatta kalmamıza yardımcı olan önemli bir süreçtir.
Hareket kabiliyetimizden ruh halimize kadar birçok süreçte etkisi olan bir mesajdır bahsedilen şey.
Bilim insanımız Arvid Carlsson’a dönecek olursak, Rauwolfia serpentina isimli bitkinin kökünden elde edilen ve günümüzde hipertansiyon tedavisinde kullanılan rezerpin isimli bileşik ile çalışmalar yapmıştır.
Bu çalışmalarda, tavşanlarda rezerpinin katekolaminlerin tükenmesine neden olduğunu göstermiştir.
Carlsson madem katekolaminler tükeniyor yerine koymalıyız diye düşünerek bir prekürsör yani katekolaminlerin sentezinde öncü olan DOPA’yı (3,4- dihidroksilfenil alanin) hayvanlara vermiştir ve sonuç olarak rezerpinin neden olduğu sinir uyarımına yanıt vermeyen davranışsal semptomların dramatik şekilde tersine döndüğünü gözlemlemiştir.
Bu ne demek oluyor peki? Rezerpinin tükettiği, DOPA’dan sentezlenen veya ara basamakta bulunan bir bileşeni rezerpinin yan etkilerini düzelttiği yani motor ve davranışsal bozuklukları tersine çevirdiği anlamına geliyor.
Carlsson daha sonra DOPA verilen hayvanların beyinlerinde bir katekolamin olan nöradrenalinin seviyesinde bir düzelme olmadığını analiz edince hayal kırıklığına uğramıştır ve bu dramatik düzelmenin nöradrenalin değil ara basamaktaki bir bileşen sayesinde olduğunu düşünmüştür.
Hayatta bazı şeylerin kaybedilmesi ile değerinin anlaşılması gibi fizyolojide de bir bileşenin işlevini kanıtlayabilmek için onun ortadan kaldırılması ve ardından tekrar yerine koyulması gerekmektedir.
Carlsson da bunu yapmıştır ve dopamini keşfetmiştir.
Bununla kalmayıp 1958 yılında Birinci Uluslararası Katekolamin Sempozyumunda Dopamin tükenmesinin Parkinsonizm sendromunu tetikleyeceğini ve L-DOPA isimli prekürsörün sendroma iyi geleceğinden bahsettiğini söylemiştir (1).
Dopamin isimli nörotransmitter keşfedildiğine göre etkileri nelerdir? Hayatımızdaki yeri nedir? Motivasyon hepimiz için önemli bir kavramdır.
Kimimiz final sınavlarına hazırlanıyorken kimimiz spor salonunda motivasyonunu sağlamaya çalışıyorken kimimiz gündelik iş hayatında motivasyonu yakalamak derdindedir.
Dopamin motivasyonun modülasyonunda önemli bir rol almaktadır.
Uyarılma, ödül, uyku düzenleme, dikkat, duygulanma, hafıza ve bilişsel kontroller, beslenme, koku alma, bağışıklık sistemi gibi birçok önemli faaliyette rol almaktadır.
Yapılan deneylerde kanıtlanmıştır ki bir yavrunun annesini emme sürecinde dopamin seviyeleri artmaktadır. (2) Beynimizde bulunan ve siyah bölge olarak adlandırılan Substantia Nigra’daki dopamin nöronları ise motor fonksiyonlar yani hareket kontrolü ve öğrenme yeteneklerimizi yönetmektedir.
Bununla birliktedir ki harekette yavaşlama, postüral bozukluklar ve yürüyüş bozuklukları gözlenen Parkinson hastalığı dopamin eksikliği ile ilişkilidir (3).
Karmaşık bir organ olan ve insanlar tarafından 2.beyin olarak bilinen bağırsaklardan dopamin sentezi söz konusudur.
Dopaminerjik nöronlar Enterik Sinir Sisteminde de bulunmaktadır.
Bağırsak zengin florası nedeniyle dopamin ve serotonin gibi nörotransmiterlere ev sahipliği yaptığı için bağırsak sağlığının mutluluk ve zindelik ile ilgisi olduğu tartışılmaktadır (4).
Yemek yemek elbette mutlulukla ilişkili olan yegâne şeylerden birisidir.
Ancak burada bahsedilen iştahla yemek yemek değil sağlıklı ve düzenli bir diyettir.
Doğru miktarda aminoasit alımı çok önemlidir.
Tirozin ve fenilalanin dopamin hormonunun öncüleri oldukları için ayrıca önemlilerdir.
Yumurta, süt ürünleri, baklagiller ve sığır etinde bol miktarda aminoasitler bulunmaktadır.
Protein içeriği yüksek dengeli bir diyet elbette mutlulukla ilişkili olabilir.
Parkinson hastalığı, Huntington hastalığı, Şizofreni, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Bağımlılık gibi birçok durum ve hastalığın ortaya çıkışında rol aldığı gibi tedavisinde de rol oynayan bir nörotransmiterdir (2).
Yukarıda bahsedildiği gibi bu kadar çok yaşamsal parametreye etkisi olan bir molekülün elbette mutlulukla ilişkisi vardır.
Ödül mekanizması üzerine etkisi bunun ana dayanak noktasıdır.
Söz konusu mutluluk dopaminin fazlalığı veya eksikliğinden öte dengeli bir düzeyde korunması ile ilgili olsa gerek.
Özetle dopamin hayatımızda kilit bir role sahip nörotransmiterdir.
Moleküler olarak 8 karbon, 11 hidrojen, 1 azot ve 2 oksijenden oluşan hem hastalıkta hem sağlıkta bizlerle birlikte olan ve vücuttaki dengesinin hem zihinsel hem fiziksel sağlığımız için önem arz ettiği kendisi küçük ama etkisi büyük bir moleküldür.
Yafes Sahir Çelik KAYNAKLAR 1- http://nobelprize.org/nobel_prizes/medicine/laureates/2000/carlsson-lecture.html 2- Fleming AS, Suh EJ, Korsmit M, Rusak B.
Activation of Fos-like immunoreactivity in the medial preoptic area and limbic structures of maternal and social interactions in rats.
Behav Neruosci. 1994;108(4):724-734 3- Klein MO, Battagello DS, Cardoso AR, Hauser DN, Bittencourt JC, Correa RG.
Dopamine: Functions, Signaling, and Association with Neurological Diseases.
Cell Mol Neurobiol. 2019;39(1):31-59. 4- Li ZS, Pham TD, Tamir H, Chen JJ, Gershon MD.
Enteric dopaminergic neurons: definition, developmental lineage, and effects of extrinsic denervation.
J Neurosci. 2004;24(6):1330-9.
